Mehmet (Fırıncı) Nuri Güleç (1928-2020)

Mehmet Nuri Güleç, Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Yenice Müslim köyünde dünyaya geldi. Baba mesleği fırıncılık olan bir ailenin çocuğuydu. Gençlik yıllarında hayatın ve insanın varlık gayesine dair sorular sormaya başladı. İnançla ilgili arayışları, Risale-i Nur’la tanışmasıyla birlikte yeni bir istikamete kavuştu.

Henüz genç yaşta iman hizmetine yöneldi. Bu tercihi, çevresindeki bazı insanların endişelerine de sebep oldu. Kendisine, hapis ve tehlikelerle dolu bir yolda geleceğinin ne olacağını soranlara verdiği cevap, onun dünyaya bakışındaki tevekkülün de bir ifadesiydi: “En kötüsü Dar-ül Aceze’dir.” Böylece dünya hayatının endişelerini, iman hizmetinin önüne koymadığını gösterdi. Mehmet Fırıncı’nın Risale-i Nur’la tanışması İstanbul’da gerçekleşti. Nuruosmaniye Camii’nde Enver Ceylân Hocaefendi vasıtasıyla Nur talebeleriyle tanıştı. Kadırga’daki bir evin bodrum katında, üniversite öğrencilerinin bulunduğu küçük bir dershaneye götürüldü. Burada ilk defa Risale-i Nur’dan, İhlâs Risalesi’nden ders aldı. Bu tanışma, hayatının yönünü belirleyen önemli bir dönüm noktası oldu.

Bediüzzaman’la İlk Karşılaşması

Mehmet Fırıncı, Bediüzzaman Said Nursî’yi ilk olarak doğrudan görmeden önce onun ismini ve hizmetini duymuştu. Ağabeyinin askerlik sırasında okuduğu bir Büyük Doğu mecmuasında Bediüzzaman’ın hayatına dair yazılarla karşılaşmış, daha sonra bir askerin anlattığı hatıra vesilesiyle Üstad’a karşı derin bir merak ve iştiyak hissetmişti.

Bediüzzaman’la ilk defa İstanbul’da, Gençlik Rehberi Mahkemesi münasebetiyle karşılaştı. Muhsin Alev tarafından takdim edildiğinde Bediüzzaman kendisini sıcak bir şekilde karşıladı. Memleketini sordu ve dedesinin Isparta’nın Uluborlu ilçesinden geldiğini öğrenince ona “Sen Ispartalısın.” diye iltifat etti.

Bu ilk görüşmenin ardından Mehmet Fırıncı, Bediüzzaman’ı sık sık ziyaret etmeye başladı. Üstad’ın yanında bulunduğu zamanlarda çeşitli hizmetlerde bulundu; onun sohbetlerinden ve tavsiyelerinden istifade etti.

“Fırıncı” İsmi

Mehmet Nuri Güleç’in Risale-i Nur hizmetindeki adı zamanla “Fırıncı” olarak yerleşti.

Bediüzzaman, mesleğinin fırıncılık olduğunu öğrendiğinde, insanların gıda ihtiyacını karşılamanın önemli bir hizmet olduğunu ifade ederek, namazını kılmak şartıyla bu çalışmanın da ibadet hükmünde olduğunu söyledi.

Bir başka görüşmelerinde Bediüzzaman, kendisinden şeker ve tereyağı almasını istedi. Mehmet Fırıncı, büyük bir dikkatle temin ettiği malzemelerle Üstad için börek hazırladı. Bu hadiseden sonra “Fırıncı Mehmed” ismiyle anılmaya başladı ve bu isim hayatı boyunca onunla birlikte kaldı.

Üstad’ın Çarşamba’daki Misafirliği

Mehmet Fırıncı’nın Bediüzzaman’la münasebetindeki en önemli hatıralardan biri, Üstad’ın İstanbul’da kaldığı dönemde onun Fatih Çarşamba’daki evinde misafir olmasıdır.

Bediüzzaman’ın İstanbul’dan ayrılmak üzere olduğunu öğrenen Mehmet Fırıncı, Üstad’ın İstanbul’da kalabilmesi için kendi evini tahsis etmeyi düşündü. Ailesiyle konuşarak onların da rızasını aldı ve durumu Muhsin Alev’le birlikte Bediüzzaman’a arz etti.

Bediüzzaman bu teklifi kabul etti ve Mehmet Fırıncı’nın Çarşamba’daki evine yerleşti. Yaklaşık üç ay burada kaldı. Bu hadise, Mehmet Fırıncı’nın Üstad’a olan bağlılığının yanında, Risale-i Nur hizmetini kendi imkânları ölçüsünde sahiplenmesinin de dikkat çekici örneklerinden biridir.

Neşriyat ve Hizmet Yılları

Mehmet Fırıncı, Risale-i Nur hizmetini yalnızca dershane sohbetleriyle sınırlı görmedi. Eserlerin çoğaltılması, muhafazası, ciltlenmesi ve farklı bölgelere ulaştırılması gibi neşriyat hizmetlerinde de aktif olarak yer aldı.

1950’li yıllarda İstanbul’daki hizmetlerde Muhsin Alev, Ahmed Aytimur, Mehmed Emin Birinci, Üzeyir Şenler ve Hakkı Yavuztürk gibi isimlerle birlikte çalıştı. Isparta ve İnebolu’da eski harflerle teksir edilen eserlerin İstanbul’da ciltlenmesi, muhafaza edilmesi ve Anadolu’ya gönderilmesi gibi hizmetlerde bulundu.

Bediüzzaman’ın vefatından sonra da Risale-i Nur hizmetinin devamı için gayret gösteren Mehmet Fırıncı, özellikle eserlerin farklı çevrelere ve ülkelere tanıtılması konusunda uzun yıllar çalıştı. Onu tanıyanların aktardığına göre, hayatının ilerleyen dönemlerinde de Risale-i Nur’un anlaşılması ve insanlara ulaştırılması için gayretini sürdürdü.

Gençlerle Birlikte

Mehmet Fırıncı’nın hizmet hayatında gençlerin ayrı bir yeri vardı. Özellikle üniversite gençliğinin fikrî ve ahlâkî problemler yaşadığı dönemlerde, gençlerin eğitimlerini sürdürebilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri ortamların oluşturulmasına önem verdi.

1960’lı ve 1970’li yıllarda gençliğin siyasî ve ideolojik çatışmaların içine çekildiği dönemlerde, arkadaşlarıyla birlikte gençleri bu atmosferden uzaklaştırmaya yönelik çalışmalar yaptı. Gençlerin eğitimlerine devam edebilmeleri ve fikirlerini sağlıklı bir zeminde geliştirebilmeleri için gayret gösterdi.

Bu dönemde Risale-i Nur’dan hareketle gençlerin imanî ve fikrî sorularına cevap verecek çalışmaların hazırlanmasına da katkıda bulundu. “Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi” isimli çalışmanın hazırlanmasında yer alan ekip içerisinde bulundu. Yaklaşık üç yıl süren bu çalışmada, farklı alanlardan insanların bir araya gelerek ortak bir fikir ve emek ortaya koymasına katkı sağladı.

Bu çalışmaların devamında din ile bilimin birlikte ele alınmasını hedefleyen çeşitli eserlerin hazırlanmasına da destek verdi. Böylece gençlerin hem fen ve sosyal bilimlere hem de dinî meselelere birlikte bakabilmelerine imkân sağlayan yayınların ortaya çıkmasına katkıda bulundu.

İnsanlara Faydalı Olmak

Mehmet Fırıncı’nın şahsiyetinde dikkat çeken yönlerden biri de insanlara faydalı olma gayretiydi.

Kendisini tanıyanların aktardığına göre, herhangi bir sıkıntısı veya ihtiyacı olan insanlar kendisine kolaylıkla ulaşabiliyor, o da başvuran kişinin meselesini kendi meselesi gibi sahipleniyordu. Hastalık veya tedavi gibi konularda kendisinden yardım isteyenlere imkânları ölçüsünde destek oluyor, gerektiğinde onları bizzat karşılayıp hastaneye götürecek kadar yakından ilgileniyordu.

İnsanlara karşı bu ilgisi yalnızca yakın çevresiyle sınırlı değildi. Çocuklardan gençlere, yaşlılardan farklı ülkelerden gelen insanlara kadar geniş bir çevreyle ilgilenmiş; uzun hayatı boyunca bilgi ve tecrübelerini paylaşmayı sürdürmüştür.

İlköğretim düzeyinde bir eğitim almasına rağmen, yıllar içinde geniş bir okuma ve tecrübe birikimine sahip oldu. Dinî, fikrî, sosyal ve siyasî meselelerde konuşurken kaynaklara dayanmaya önem verdi. Onu tanıyanların ifadesiyle, bildiği konuları uygun bir dil ve edeple aktarmaya dikkat ederdi.

Risale-i Nur’un Dünyaya Tanıtılması

Mehmet Fırıncı’nın hizmet hayatının önemli bir yönü de Risale-i Nur’un Türkiye dışındaki çevrelere tanıtılması oldu.

Bediüzzaman’ın hayattayken eserlerin farklı ülkelere ulaştığını görmesinden ve özellikle Pakistan’dan gelen haberlerden duyduğu memnuniyete Mehmet Fırıncı da şahit olmuştu. Bu hatıralar, onun Risale-i Nur’un yalnızca Türkiye’de değil, farklı coğrafyalarda da okunması gerektiğine dair hizmet anlayışının şekillenmesinde önemli bir yere sahipti.

İlerleyen yıllarda yurt dışından gelen insanlarla da yakından ilgilendi. Risale-i Nur’un farklı ülkelerde tanınması, okunması ve anlaşılması için yapılan çalışmalara katkı sundu. Bu yönüyle onun hizmet anlayışında, iman hakikatlerinin farklı coğrafyalardaki insanlara ulaştırılması önemli bir yer tuttu.

Şahsiyeti

Mehmet Fırıncı’yı tanıyanların anlatımlarında onun özellikle tevazu, nezaket, samimiyet ve insanlara faydalı olma yönleri öne çıkmaktadır.

Uzun hayatı boyunca Risale-i Nur hizmetinin farklı dönemlerine şahit oldu. Bediüzzaman’la görüşmüş, onun yanında bulunmuş, hizmetin zor dönemlerini yaşamış ve sonraki nesillere bu döneme ait hatıraları aktarmıştır.

Bu yönüyle Mehmet Fırıncı, yalnızca bir dönemin hatıralarını taşıyan bir şahsiyet değil; Risale-i Nur hizmetinin farklı safhalarına şahitlik etmiş canlı bir hafıza olarak da değerlendirilebilir.

Onun hayatında dikkat çeken bir başka husus ise, sahip olduğu bilgi ve tecrübeyi kendisi için değil, başkalarının istifadesi için kullanmasıdır. İleri yaşlarında dahi kendisine ulaşan insanlarla ilgilenmiş, bildiklerini paylaşmış ve hizmet heyecanını muhafaza etmiştir.

Vefatı

Mehmet Fırıncı, 3 Ekim 2020 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Uzun yıllar devam ettirdiği iman hizmetinin ardından, çok sayıda seveninin ve farklı kesimlerden insanların katıldığı cenaze merasimiyle Eyüp Sultan haziresinde, Eyüp Sultan Hazretleri’nin kabrine yakın bir yerde defnedildi.

Ardında, Bediüzzaman’la yaşadığı hatıraların yanı sıra Risale-i Nur’un neşri, gençlerin imanî ve fikrî meseleleri, insanlara faydalı olma ve eserlerin farklı coğrafyalara ulaştırılması yönünde uzun yıllara yayılan bir hizmet hayatı bıraktı.

Mehmet Fırıncı, tanıyanların dilinde “Fırıncı Ağabey” olarak yaşamaya devam etti. Onun hayatı, bir insanın sahip olduğu imkânları iman, ilim, hizmet ve insanlara fayda yolunda değerlendirmesinin örneklerinden biri olarak hatırlanmaktadır.