Köprü Dergisi

Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos 2017

"Köprü" 137. Sayı

  • Müsbet İman Hizmeti / Editörden

    Positive Action / Editorial

    Mehmet Kaplan

    Editör, Risale-i Nur Enstitüsü

    Din-siyaset ilişkisi insanlık tarihi boyunca tartışma konusu olmuştur ve bu tartışmaların büyüyerek ve derinleşerek devam edeceği görülmektedir. Siyaset, kimi zaman bir meşrulaştırma aracı olarak kimi zaman da otoritesini güçlendirmek ve sürekli kılmak maksadıyla dinin toplum üzerindeki etkisinden yararlanmıştır.

    Meşruiyetlerini dini referanslara dayandıran iktidarlar ulus devletin ortaya çıkmasıyla birlikte otoritelerini kaybetmiştir. Ulus devlet anlayışı ise dini siyaset sahnesinden dışlayıp hem kontrol etmek hem de dar sınırlara hapsetmek istemiştir. Bu süreçte küçük sömürge devletler haline de getirilen İslam âlemi maruz kaldığı siyasi, içtimai ve dini baskılara karşı çıkış yolları aramıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda İslam âleminin farklı bölgelerinde özellikle sömürge karşıtı İslami hareketler ortaya çıkmıştır. Bu İslami hareketlerden ayrı bir şekilde ele alınması gereken Türkiye’deki İslami cemaatler ise dinsizliğe ve pozitivist akımlara karşı Kur’an ve hadis hizmetini esas alan mütefekkir alimlerin düşünceleri etrafında şekillenmiştir.

    Türkiye ve İslami cemaatler denilince şüphesiz ilk akla gelmesi gerekenlerden birisi Bediüzzaman Said Nursi’dir. Onun fikirleri hem Risale-i Nur cemaatlerini hem de Türkiye’deki diğer İslami cemaatleri etkilemiştir. Bediüzzaman, cemaat, tarikat, devlet, siyaset ve iktidar kavramlarını yeni bir Kur’ani yaklaşımla ele almış ve bunları Risale-i Nur eserlerinde ortaya koymuştur. Dine hizmet eden tarikatlar ve cemaatlerin nasıl hareket etmesi gerektiğine dair tespitlerde bulunmuştur.

    Bediüzzaman, “Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alâkam yok” diyerek durduğu yeri belirlemiştir. Said Nursi, en son dersinde Risale-i Nur’un hizmet metodunun esasının “müsbet iman hizmeti” olduğunu şöyle açıklamıştır:

    “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlahiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.”

    Bediüzzaman, kendi mesleğinin muhabbeti ile hareket etmiş, başka mesleklerle rekabet etmek ve eksiklikleriyle uğraşmak yerine doğrudan doğruya ihlası esas almıştır. Müsbet iman hizmeti çerçevesinde imanlı ve ahlaklı bir nesil yetiştirilmesini benimsemiştir. Buna binaen devletin idaresi gibi dünyevi gayeleri takip etmek yerine tek tek fertlerin imanla kabre girmelerini ve ahiret saadetlerini hedeflemiştir. “En iyi çare cereyanların kuvveti yerine inayet ve tevfik-i İlahiyeye dayanmaktır” diyerek dünyevi güç ve makamlara itibar etmemiştir.

    Türkiye’de özellikle son dönemde yaşanan hızlı sosyo-kültürel ve siyasal değişimlere bağlı olarak İslami cemaatlerin temsil edilme ve siyasal sistemde daha aktif rol almayı tercih ettikleri gözlenmektedir. Siyasi ve dünyevi gayeler ise ahiret odaklı hizmet etmeleri gereken İslami cemaatlere yönelik bazı şüphelerin oluşmasına sebep olmaktadır. Fakat özellikle altı çizilerek belirtilmelidir ki siyasi ve dünyevi hedeflere büyük bir hırsla kilitlenmiş ve o yolda her türlü yolsuzluk ve hukuksuzlara tevessül etmiş yapıların cemaat değil belki cemaat görüntüsünde tehlikeli birer örgüt olduğu anlaşılmıştır.

    Gelinen noktada cemaat, tarikat, hizmet vb. İslami kavramlar içleri boşaltılıp, yanlış işlere alet edilerek kirletilmişlerdir. Toplumumuzun bünyesinde yıllardır varlığını devam ettiren cemaat ve tarikatlar yaşanan bazı olumsuzluklar yüzünden zan altında kalmıştır. İnsanlar “hizmet” gibi umum ümmetin malı olan bir kavramı kullanmaktan çekinir hale gelmişlerdir. Yaşanan hadiseler açıkça göstermiştir ki, umum ümmetin malı olan bir kavram veya mevhumun inhisar(tekel) altına alınıp bir gruba mal edilmesinin faturası yine bütün ümmete çıkmaktadır.

    Köprü Dergisi olarak bizde, “Müsbet İman Hizmeti” sayımızda cemaatlerin, devletle ve devletin cemaatlerle olan ilişkilerini, müspet hareket ilkelerinin neler olduğu, müspet hareket ve müspet iman hizmeti kavramlarını Bediüzzaman Said Nursi’nin nasıl ele aldığına dair genel ve özel makalelere yer verdik. Diğer çalışmalar bölümünde de Bediüzzaman Said Nursi’nin, Risale-i Nur eserlerinden “müsbet iman hizmeti” ile ilgili bir derleme yer almaktadır. Sizleri yazarlarımızın makaleleriyle baş başa bırakırken bir sonraki sayımızda huzurunuzda olmayı diliyoruz.

    Nisan 2017

     

    The relationship between politics and religion has been an issue of debate throughout history of humanity. It can be foreseen that this debate will continue to attract attention of different people. Politics has benefited from the influence religions exerted upon peoples either to justify itself or to strengthen and to sustain its authority.

    Governments which attribute their justification to religious affiliations has lost their authority after the emergence of nation states. Principle of nation state aims to exlude religion either to control or to oppress it. Islamic states which have been colonized in that process have been trying to find a way out from political, social and religious oppressions. In accordance with these incidences, Islamic states from different regions have started Islamic movements especially against colonialism. Islamic communities in Turkey which should be examined seperately from these aforementioned Islamic movements have been shaped by scholars who aimed essentially at the service of Quran and of hadith.

    When talking about Islamic communities in Turkey, undoubtedly ones that come to the mind immediately are the ones that are formed by Said Nursi. His thoughts have influenced Risale-i Nur and other Islamic communities. Said Nursi has taken the concepts of Islamic community, state, politics and government into consideritaion in a new Quranic perspective and described these concepts in his work Risale-i Nur. He offered new suggestions on how religious communities and sects should behave.

    Said Nursi showed his position by saying that “I behave consistently  with trend of faith and religion. And I am against trend of faithlessness. I have no interest to other trends and movements.”. Said Nursi explained the essence of method of  “positive action” in his lasr preach in the following paragraph as such:

    “Our duty is to put positive action into action, not negative action. Our responsibility is to carry out the service to the faith only in accord with the will of God, not to interfere with duty of God. We are responsible for positive faith service in spite of any probelms with perseverence and gratitude which results in maintanence of the peace of the society.”

    Said Nursi behaved in terms of fondness of his own path. He aimed at directly sincerity in his own duty instead of competing with other communities and dealing with their insufficiency. He adopted the purpose of raising a new generation which is conscientious and pious. To achieve this purpose, he concerned about individuals personally to help them pass away with good faith instead of dealing with mundane issues like governance and politics. He did not pay attention to earthly offices and power because he thought that “ It is the best solution to attribute to help of God instead of earthly forces.”.

    It is observed that currently, Islamic communities in Turkey prefer to take part actively in political system to be represented because of socio-cultural and political changes Turkey has gone through recently. On the other hand, political mundane purposes causes Islamic communities to be suspected because of their roles to provide services focused on hereafter. It must be highlighted that it became obvious that communieties which aim at political and mundane purposes ambitiously and which adopted lawlessness and corruption to achieve their purposes are not true Islamic communities, but are dangerous organizations appearing like an Islamic community.

    In the current episode, Islamic concepts like community, sect, service are emptied and corrupted. Islamic communities which have existed for a long time in Turkey are now under suspicion because of these problems. People hesitate to use the concept service (hizmet) which is the property of the all Umma. These incidences obviously show that restraining the use of a concept to a small portion of Umma make that concept correpted.

    We as Köprü(Bridge) magazine, included articles which deal with issues like relationship between state and Islamic communities, Said Nursi’s conpcept of “positive action” and its principles. Other works section includes a compilation about Said Nursi’s concept of positive action in his corpus Risale-i Nur. While leaving you with our writers articles, we hope to be in the presence of you, our respected readers, with subsequent issues.

    April 2017

    Yazıyı dergide görüntülemek için tıklayınız!

    Köprü E-Dergi Sayı: 137 için tıklayınız!